|
 |
| VAN
YÖRESİ FOLKLORU - MASAL ve HİKAYELER |
| Van'da
eskiden şimdiki teknolojinin hiç bir örneği yokken ve uzun gecelerin
geçmesi için çok uzun hikâyeler anlatılırmış, öyleki bu hikâyeler
bazen haftalar boyunca anlatılırmış, ve dinleyenler gecenin bir an
evvel gelmesini sabırsızlıkla beklerlermiş, Hele bu sohbetler TANDIR
başında olduğu zaman ayrı bir zevk olurmuş.Soğuk kış ve uzun gecelerin
dostu sıcak tandır başında öykü dinlemenin hazı çok büyükmüş. Tandırın
işi bittikten sonra etrafında oturulur, ayaklar tandırın içine sarkılır,vücudada |
kilim veya battaniye sarılır, öykü dinlermiş uzun ve soğuk kış gecelerine
inatla . . .
Geleneksel bazı uzun hikâyelerden bazı örneklerde şunlardır =
Zaloğlu Rüstem, Şah İsmail, Hz.Ali Cenkleri,Ahmediye ve battal Gazi,
Koca Nene, Çiil Horoz, Keloğlan, Akdamar,….Siloseyvan, Kürt Hüseyin,
Hayber Kalesi, Sisevan Savaşı.
Bu öykülerin kısalarından olan AKDAMAR 'ın olayıda şöyledir;
Van Gölünün güneyinde 1.5_2km2 lik bir alana sahip Akdamar Adası,
doğal güzelliğinin yanısıra.IX. yüzyılda yaptırılmış olan sanat değeri
yüksek, tarihi birde Kilise bulunmaktadır. Ermenilerin ikinci Kadedrali
olduğu söylenir. Hiristiyan inançlarına göre şehitlik düzeyine erişmiş
insanlar. Bu civarda gömülürlermiş.Halen Hiristiyanlar Efesteki Meryem
Ana Tapınağı gibi bu Kiliseyide kutsal diye ziyaret ederler. |
 |
Çok
motifli duvarlarda sahip bu kilisede, Babil hükümdarının, Adem ile
Havvanın cennetten kovuluşu, Yunus Peygamberin yunus balıkları tarafından
kurtarılışı ve karnına düşüşü, Hz. İbrahim oğlunu kurban edişi bu
sembollerle motivizite edilmişlerdir.
Kısaca Adadan bahsettikten sonra gelelim öyküsüne; rivayet edilirki,
Adada yaşayan Papazlardan birinin "TAMARA" adlı genç ve
güzel bir kızı varmış.Tamara karşı kıyıda yaşayan bir Van'lı çobana
aşık olmuştur. Bu gençler haftanın belirli günlerinde gizlice buluşup
konuşurlarmış. Bu buluşma her defasında Tamara'nın çobana ışık göstererek
ona yol göstermesi ile olurmuş. Işığı gören çoban onu takip ederek
adaya çıkarmış. Bir gün nasıl oluyorsa bu ilişkiden Tamaranın babasının
haberi olur. Daha sonra kızına baskı yapıp işin aslını öğrenen babası
Tamara'yı bir odaya hapseder. Çobanın geleceği günü tesbit eden babası
beklenen günde çobanı gözetler ve onun geliş saatini ayarlar.
Işıkla işaretini alan çoban göle girip ışığa doğru yüzmeye başlar,
adaya yaklaşan çoban, ışığa doğru yüzmektedir. Ancak ışık hep yer
değiştirmektedir ve belirli bir yerde durmamaktadır.Sonunda ışık sahilde
bir yerde durar ve çobanda oraya doğru yönelir ne varki çoban yorgunluktan
bitap düşmüştür vede onu taşlı sopalı birde sürpriz beklemektedir.
Bunu farkeden çoban gerisince yüzmek istemişse bile buna gücü kalmamıştır.Yorgunluk,
taş ve sopaların etkisi ile çoban sulara batıp çıkmaya başlar. Son
nefesinde, batmadan öncede Ah… TAMARA diye inleyerek gölün mavi sularına
gömülmüştür.
Bu öykü o günlerden günümüze hep anlatıladurmaktadır. Önce adanın
adı AHTAMARA iken zamanla dil evrelerinden dolayı günümüze AKDAMAR
olarak gelmiş ve halen ada bu adla zikredilmektedir. |
|
|
|
|
|