Halk Oyunları Uygulama Modelleri,
Sanat, Sanatçı ve Halk Oyunları İlişkileri.

Değerli konuklar, sevgili arkadaşlarım,
Folklorda ana öge toplumsal bir varlık olan insandır. Her şey insanla başlar, nesiller devam ettiği sürece insanla devam eder.
Bir çocuğun insana özgü yetenekleri kazanması, mantıksal ve soyut düşüncesini geliştirmesi, kişiliğini oluşturması ve toplumsallaşması, yaşadığı toplumsal çevreden aldığı etkilerle süreç içinde gerçekleşir.
Bu sürecin gerçekleşmesi için değişik coğrafyalarda insanoğlunun bin yıllardır kuşaktan kuşağa aktardıkları yaşantıları, inançları, gelenek-görenekleri, kısacası maddi ve manevi kültür değerleri günümüzün toplumlarını ve farklılaşmayı oluşturmuştur.
Bu farklılaşmış toplumsal değerler değişik sosyal bilimlerce incelenmekte, kendi inceleme yöntemleri içinde genel konu ve kurallara varılmaktadır.
İktisat, istatistik, demografi, hukuk, tarih, psikoloji, sosyal psikoloji, sosyal antropoloji, edebiyat, etnografya, folklor hepsi insanı ve insanların oluşturduğu farklılaşmış halkları inceler.
Ancak folkloru bu bilim dallarından ayıran önemli farklılıklar vardır.

Bu farklılıklar:

1. Folklor anonimdir,
2. Folklor ürünleri sözlü geleneğe dayanır,
3. Nesilden nesile aktarılır,
4. Geçmişte oluştukları gibi zamanımızda da oluşabilirler,
5. Her ne kadar statik bir özellik gösterirlerse de dinamiktirler.

Halkın değer yargıları zamana ve koşullara göre sürekli değişim gösterir. Bu değişim nedeniyle folklor ürünleri de sürekli değişim ve gelişim gösterir.
Bu açıklamalar ışığında folkloru bir de biz tarif edelim: “Folklor, tarih boyunca, aşamalar halinde evrimleşen, etkileşen, değişen halkın yaşamını maddi ve manevi yönden inceleyen, kendi yöntemleri içinde genel konu ve kurallara varmak isteyen bir bilim dalıdır.”
Şimdi asıl konumuz olan halk oyunlarına gelmek istiyorum: Folkloru tarif ederken; halkın maddi ve manevi yönlerini inceleyen bilim dalı dedik. Halk oyunları da halkın hem maddi, hem manevi kültürünü oluşturmaktadır. İsim kaynağı ne olursa olsun, ister dinsel, ister büyüsel, ister hayvan, esnaf, ulus adı olsun, isterse adını bir kahramandan alsın; kişilerin müzik eşliğinde, vücutlarını, belli ritmik hareketler yaparak göstermeleri olayına halk oyunları diyoruz.
Halk oyunlarında oynayan kişinin artistik kabiliyeti önemlidir. Ritmik hareket yapan kişi veya kişilerin duyuş, düşünüş ve yorumlayışları çok önemlidir. Çünkü halk oyunlarında değişik yorumlamadan varyant (çeşitlilik) olayı doğmuştur.
Günümüzde bir eğlence unsuru olan halk oyunları, geçmişte bir konu, bir olay, bir tarih unsuru olarak oluşmuştur. Özünde halkın yaşayışının oyuna yansıtılmasıdır. Yörelere göre değişiklikler gösterir. Bu değişiklikler yerleşilen coğrafyaya, iklime, sosyal yaşama, dini koşullara göre özellikler kazanır. Bazen de oyunlar; yiğitlik, kahramanlık, hayvan taklitleri, avcılık, hasat şenliği gibi olayları yansıtır.
Halkın düşünce felsefesinin oyuna yansıyan yönüyle incelenebilmesi için halk oyunlarını derlemek, arşivlemek önemli ve doğru bir yoldur. Ancak; derlenmiş, arşivlenmiş bu oyunlara dayanarak yeni yorumlar getirmek te yanlış olmasa gerek. Kaldı ki derlenmiş, arşivlenmiş bu oyun olsa olsa bir varyanttır. Kesin olarak halk oyununun doğrusu budur demek bile son derece yanlış olur inancındayım.
Hatta halk oyunlarının birileri eliyle notaya alınarak standartlaştırılması kuşkusuna kapılmak da doğru değildir. Bir yöredeki bir halk oyunu notaya alınmak yoluyla standartlaştırılması, o halk oyununun hep aynı şekilde oynanmasını sağlamaz. Çünkü halk oyunlarında oynayan kişilerin artistik kabiliyetleri, duyuşları ve yorumlayışları önemlidir. Varyant olayı olduğu sürece kuşkular da yersizdir.
Otantik; orijinal, bozulmamış, her hangi bir dış müdahaleye uğramamış demektir. Şurası bir gerçek ki yurt dışı seyahatleri, yurt içi festivalleri, yarışmalar, televizyon programları bu anlamda otantikliği değişime uğratan ya da ortadan kaldıran etkenlerdir. Bunun yanında askerlik, gurbetçilik ve göçler de otantikliği bozan unsurlardır.
Bütün bunlar oluyor diye halk oyunlarında yozlaşma olduğunu savunmak gerçeklere gözlerimizi kapamak olur. Bence kelime anlamında otantikliği almamak, yörenin giysi, ritim, figür ve müzik benzerliklerini dikkate alarak değerlendirmek doğru olur. Biraz daha açarsak: Bir bölgenin A yöresindeki artistik kabiliyeti olan bir oyuncunun oynadığı halk oyunu ile aynı bölgenin B yöresindeki artistik kabiliyeti olan bir halk oyuncusunun oynadığı halk oyunu müzik, ritim, figür benzerliği gösterdiği oranda otantik, fakat varyantlardır.
Folklorun diğer ögelerinde olduğu gibi halk oyunlarında da köyden kente göç, halk oyunlarını bozmamakta, yozlaştırmamaktadır. Olsa olsa göze biraz daha güzel gösterebilmek için düzenlemeler getirilmektedir. Zaten bir halk oyunu açık seyirlik alanından (harman meydanı), tek cepheli (sahne) seyirlik alanına getirildiği an düzenleme gereği doğmuş demektir. Kaldı ki sonuç olarak amaçlar da ayrıdır. Açık seyirlik alanında halk oyununu oynayan kişi kendisi için oynar. Kentte bir salonda halk oyununu oynayan oyuncu başkaları –izleyiciler- için oynar.
İsterseniz sanat, sanatçı ve halk oyunları ilişkilerine de bir göz atalım: Sanatta değişmeyen unsur, insanın kendisini tatmin için zekâsını kullanarak yaptığı her şeydir. İnsan kendisini tatmin için çeşitli dürtülerden hareket eder. Yani yerine göre hoşa gidici, sevindirici, üzücü, güldürücü, şaşırtıcı, ağlatıcı dürtüleri kullanır. Ya da kalıcı ve geçici desenlerden, figürlerden yararlanır. Yani kişi aklını, bilgisini ve çeşitli becerilerini kullanarak sanat yapar.
Sanatçı için en önemli kaynağı oluşturan dürtülerin tümü folklorun içinde vardır. Ağlama dürtüsünün var olan karşılığı ağıttır. Üzüntü dürtüsünün karşılığı diz döğme, göğüs döğmedir. Desen, figür dürtüsünün karşılığı sayılamayacak kadar çoktur. Halıda, kilimde, uçkurda, oyada, çorapta, daha nice halk el sanatında kişinin ve toplumun iç dünyasını bulmak olasıdır. Kişi konuşmasa da desenleri söylemek istediğini söyler görebilenlere…
O halde engin deneylere sahip folklor verileri ulusal sanatın gelişmesini sağlamak için bir dayanak ve hareket noktasıdır diyebiliriz.
Folklorik verilere dayanarak profesyonel sanatçılar, ne kadar aksi düşünülürse düşünülsün halk tarafından beğenilmekte ve kabul edilmektedir.
Halka yönelik düşünsel birikimden yoksunluk sanatçıyı kısırlaştırır. Bu da sanatçının etkilediği gençliğin öz kaynaklarından uzaklaşmasına neden olur. Öz kaynaklar ömürlü birikimlerdir. Ömürlü birikimlere dayanılarak yapılacak eserler de şaheserler niteliğinde olacaktır.
Bir yörenin bir halk oyunu, herhangi bir sanatçı tarafından ele alınıp, o oyunun ritim, müzik, figür ve estetiğinden yararlanılarak yepyeni bir olay ortaya çıkarılırsa ve sahnelenirse, buna halk oyunu demek doğru olmaz. Bu bir sanat eseridir. Ama halk oyununun ritim, figür ve estetiğinden yararlanılarak ortaya konulmuş bir sanat eseri olur. Bunun dışında herhangi bir yöreden derlenen bir halk oyunu giysi, ritim, figür ve müzik benzerliğini koruduğu sürece oynayan kişi sayısı ile sahne düzenlemeleri ve eşlik eden müzik onun halk oyunu olma özelliğini kaybettirmez. Bir halk oyunu tek bir zurna ile oynanabileceği gibi bir orkestra eşliğinde de oynanabilir, oynanmalıdır. Yeter ki uzmanının elinde düzenlensin, uzmanının elinde sahnelensin.

Nabey ÖNDER
Folklor Kurumu Genel Başkanı